15 Ağustos 2020 Cumartesi

TEODORA

 TEODORA

Bir Endülüs çiçeği.

Abdurrahman’ın Ferdinand’a uzattığı, Gırnata'nın altın anahtarı gibi pırıltılı, zarif, narin ve bir sülün gibi renkler içinde ve Tuleytule’nin sümbülü gibi alımlı, İspanyol kanı taşıyan damarları ve düşmüş bütün şehirler gibi üzünçlü...

Elhamra gibi görkemli ve yas içinde!.. Ama şimdilerde, görkemli bedeni, vandal çatısı, kızıl saçları ve İskandinav ruhu taşıyabilen bir druit masalıyla, gerçekte bir dünyalı olarak, Cadiz'de, El Puerto de Santa María'da neşe veren, hayat dolu düşlerini aramayı sürdürüyor.

Hep düşünürüm, şu şiir belki onun ruhuna yazılmıştır,

'Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı... / Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı.../ Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir. / İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir. / Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri, / İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri... / Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır; / İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır. / Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü, / Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü.../ Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir / İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir. / Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi; / Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi.../ Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli.../ Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli.../ Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle, / Her kalbi dolduran zile, her sineden: Ole!'

Ama şu içli şiirde, belki de Teodora'nın melankolik ve özlemler içindeki bedenini, güzelliğin acılarını ve artık yaşama yenik düşmüş olmaklığın kederiyle...

Gölgelerde süzülüp giden Guadalquivir’i anlatıyordur güzel yüzünde… Emel Denizleri'ne kavuşmayı düşleyen özlemiyle…

‘Hoşnutluk veren suyun şırıltısı ki / Kimi kumları kararmış bunalmış gibi. / Zarif bir el yol açtı ona / Özenircesine sütunlardaki oyuklara. / Şimdi su dolambaçlarla bir dantel gibi / Geçip gidiyor ıhlamurların arasında. / Onun içli bir şarkı olduğunu / Yalnızca bir sevda bir dua olduğunu / Tanrı’ya sunulduğunu, Tanrı'nın bildiğini / Yaşamın bir yasemen kokusu olduğunu. / Kıyıcı yatağanlar, umarsız mızraklar, / Sürüler, yağmacı kalabalıklar. / En iyi olmak için boşuna uğraşırlar. / Bütün bunların ayrımındadır üzünçlü kral, / Tüm inceliklerin toplamı bir veda etmez, / Geçersizdir anahtarlar, / Haç ötekilerin olur ay tutulurken, / Ve öğle sıcağında konuklar yalnızca tanıktırlar.’

İşte benim için Teodora bu dizelerdeki umarsızlık, geçmişe duyulan bir özlem ve sonsuz bir keder… İnsan bir organizma değil kültürdür, nice uygarlıkların izi, nice söylencelerin ve nice yaşanmışlıkların bileşenidir o... Teodora'ya sevdalıyım ben. Neden, çünkü o yıkıntılar arasında ilahi, bir zamanların Gırnatası, yeşil çayırlar, serviler, göz alıcı sütunlar, başları gökyüzünde kuleler ve küllerinde, yitip giden düşlerin, elem dolu layihası...

Bir gün çekinmedim, aşk boş zaman sektörünün yarattığı bir anomalidir dedim ona… Ama bu gizlenmiş bir acının, düş kırıklığıyla örtülmüş bir üzüncün, çekincesi gibi geldi bana dedi…

Ona sevdalıyım, böyle bir hülya için, us dışı bir becerinin, hepimizi üzünce boğan bir iç çekişin olması gerekmiyor ki Teodora… Sen görkemli bir kadınsın, ben düşler içindeyim, tanrım bir sevdayı ona da bağışlamalısın, ne olur Teodora'da sevsin beni, anlasın…Kim aşık, kim seviyor, kimin içi yanıyor, bilinir mi bu dünyada, herkesler onu görsün!.. O Guadalkqivir’i izliyor, zamanın içine gömülmüşçesine…

‘Sanat her zaman bir düşten söz etmez mi!..’

Aşk aynadaki ‘Ben’i sevmek gibidir, ruh ikizi, ötekindeki kendisi, kendisindeki öteki… Senin boyun o kadar uzun ki Teodora'm, aşkın tanımı göklerde saklı…

‘Sen esirliğim, hürriyetimsin, / çıplak bir yaz gecesi gibi yanan etimsin, / sen memleketimsin. / Ela gözlerinde yeşil hareler, / sen güzel, büyük ve muzaffer / ve ulaşıldıkça ulaşılmaz olan hasretimsin... / Ben sende, kutba giden bir geminin sergüzeştini, / kumarbaz macerasını keşiflerin, / ben sende uzaklığı, / ben sende imkansızlığı seviyorum. / Ama asla ümitsizliği değil…’

Teodora, yalnız yaşıyorum ben diyorum ona, trajedimi sevginle süslediğin için teşekkür ederim, keşke bana gelebilseydin, bir çift ruhun, aşkın ne olduğunu anlayabilmesi için.

Ben edebiyata aşığım Teodora... Horkheimer diyor ki, bu kaçıncı sızlanışım onun adına… ‘Aşkın kitaplara girmesi tek umarımızdır, yoksa başka bir yerde yaşamayacaktı!..’

Herkes aşkı arıyor, herkes sevilmeyi bekliyor ve herkes yaşam denen 'o vefasız Karmen'in özlemleri içinde... Paradokslar içinde bir sevi ve sevilmenin beklentisinde, yaşam dediğimiz aşkın rüzgarında, sahillerden uzaklaşarak, kıyamete doğru sürüklenen bir geminin içindeyiz biz Teodora....

Ama her şeye karşın aşktan söz edebiliyorsun sen. Tapıyorum yeryüzüne bakışına ve kutluyorum.

Ve sanatın bir yalnızlık şarkısı, bir yas tutma ve Joaquin Murieta’nın Ölümü’ne adanmış bir son haykırış olduğunu biliyorsun.

Sana iman ediyorum ben ve inanıyorum.

Teodora, ‘Sanat her zaman bir düşten söz etmez mi’ diyen Konstantinos Kavafis!..

Benim için sanat, duygu, neşe ve doyumdur diyorsun.

O ne diyebilir ki sana...

Sanatın aşkıyla, belki bir gün, yüz yüze geleceğizdir Teodora...

Erotizm ve arzunun karanlık nesnesi adına, sana hoşça kal diyorum…

Edebiyat göklerde bir kara deliktir, gerçekleri hiçbir zaman bilemeyeceğiz unutma…

Dünya kendini yenilerken, çağ kendini eskitiyor ve düşlerimiz organlarına, orgazmlarına yeniliyor.

Edebiyat saf bir sihirdir, bu sayede sınırsız deneyimler edinebilir ve ölene kadar tutkuyla yaşayabiliriz ha....

Bu sözler beni aşıyor Teodora…

Melek, Şeytan ve Tanrı’nın kim olduğu, her zaman bir bilinmeyen olarak kalacaktır dünyamızda…

Her sabah sarılmayı özlüyorsun…

Bugün düşlerimde olacaksın. Ve acı çekeceğiz ikimizde. Çünkü düşlerimiz olacak ama biz olamayacağız orada...

Belki de bir sabah erken, sarılacağım sana...

Çılgın bir kalp ve parlak bir düşevi var ve bu heyecan verici ve patlayıcı… Ama artık tutku istemiyorum, dinginliği arıyorum.

Teodora...

Sürekli çırpınan bir kuş gibisin avuçlarımda...

Seni yaşamak isterdim…

Ve sessiz bir çığlık gibi, boşluğa haykırıyorum hala...

‘Sana bu pembe bulutları göstermek istiyorum gecede. / Ama görmüyorsun. Gece olmuş – insan neyi görebilir ki? / Artık senin gözlerinle görmekten öte bir seçeneğim yok, diyor, / demek ki yalnız değilim, yalnız değilsin. Gerçekten de / bir şey yok sana gösterdiğim yerde. / Sadece gecede bir araya gelmiş yıldızlar, yorgun, / bir kır eğlencesinden öylece dönen insanlar gibi, / hayal kırıklığına uğramış, aç, hiç biri türkü söylemeyen, / terli avuçlarında ezik yaban çiçekleri./ Ama ben direteceğim, diyor, görmekte ve sana göstermekte, / çünkü sen görmezsen, sanki ben de görmemiş olacağım- / hiç değilse senin gözlerinle görmemekte direteceğim- / ve belki bir gün buluşacağız başka yönlerden gelip sana.’

Elveda Teodora..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

TEODORA

  TEODORA Bir Endülüs çiçeği. Abdurrahman’ın Ferdinand’a uzattığı, Gırnata'nın altın anahtarı gibi pırıltılı, zarif, narin ve bir sülün ...