VERONİKA
I
Karanlıkta Apulia yolundayım.
Pandoranı özlüyorum Veronika
Davut'un kırbacıyla Hebron'dan uzaklardayım
Son güneş denize girip saklanmakta.
*
Gecemiz cinlerin ve perilerin savaşıdır
Pygmalion öyküsüyle taşmakta dünya
Çarmıhında inleyen Spartaküs ölüyor.
Öl sevgilim öl diye çığlık atıyor karanlıkta
Biri tanrısını arıyor Veronika.
*
Acı çekmeni istemiyorum
Sonsuza dek kollarında
Baş edemiyorum dünyanın sınavlarıyla
'Son Bilge' kuyruklusu yükseliyor yukarıda
Deniz feneri yanıp sönüyor uzakta
*
Yıldızlar yollarını yineliyor
Son kuşlar senin için ötüşüyor işte
Süt yolundan aşağılara iniyorum
Yapayalnız ve sonsuz karanlıkta
*
Tan atımında uçurumun önümü kesecektir
Görüyorsun tanrılar ağlamakta
Meryem yaklaşıyor ışığın yalazında
İsa ayetini üflüyor gecenin rüzgarında
*
İmanımız aşkın yüceliğinedir yazıyor
Ama işte Cebrail defterini aramakta.
Sana inanıyor ve güveniyorum Veronika
Sözcüklerine ve kerimelerine
Gökyüzünde ve yerin altında
Erebos'da ve gözyaşlarımda.
*
Tanrı adımlarıyla geceyi sarsmakta
Adem yeryüzüne doğru yaklaşmakta
Havva'nın çığlıkları yankılanmakta.
Apulia'dan doğru geliyorum Veronika
*
Delphoi'ne girmek üzereyim,
Kehanetlerin kentine
Kimsecikler yok ıssızlıkta,
Pandoranı özlüyorum Veronika
*
Davut'un kırbacı parıldamakta
Ve çiçekler özlemle açmakta
İç çekiş dolu fısıltılarda
Son bir ütopya var aramızda...
***
VERONİKA
ıı
Apulia yolundan sana doğru gelirken, Pandoranın özlemi ve Davut'un kırbacıyla ve Hebron'dan uzaklarda, ilk günün güneşi denizde saklanmış ve biz ışıltılar içinde gece boyunca yıkanmış ve karanlığın dünyasında, cinlerin ve perilerin savaşında, Pygmalion'un o bildik öyküsünü anımsamıştık... Çarmıhında inleyen Spartaküs ve onu sevenin öl artık çığlıklarıyla sarsılmış, tanrısını arayan biri ve yaşamı yadsıyan bir ölümlü görmenin sancıları ruhumuzu kuşatmışken, senin acılarla sürüklenmeni istemiyordum artık ve ölene dek birbirimizin kollarında, dünyanın sınavları, ufuklarımızı karartırken, biz yıldızları sayıyordukl ve 'Son Bilge' karanlıktan çıka gelmiş ve tüm hışmıyla biz yalnızları, kanla ağızlarımızdan öpmüştü...
Gecenin yarısında Mefisto gibi parıldıyordu gözleri, köhne bir çarmıhın çivileri ve yeller de sürüklenen yapraklar gibi de titriyordu elleri, bir deniz feneri uzaklarda müjde verircesine yanıp sönüyor, yıldızlar yollarını yinelerken, son kuşun cıvıltısı sabahı aydınlatıyordu. Ve süt yolundan aşağılara doğru inerken, sonsuz bir yalnızlıkta, bir uçsuz bucaksızlıkta sönüp gidiyorduk artık ve tan atımında uçurumların yolları keseceğini biliyorduk.
Ağlayan tanrılar lahtinden geçip giderken, kederlerimiz hafifleyecek ve iki kaşık gibi iç içe, birbirimize sarılarak ve her şey ve hiç bir şeyin sonsuz dolambaçlarında, o engin boşluklara, dur duraksız yağan yağmurlara doğru, soluk alıp vermeyi sürdürecektik.
Ve bir ışığın yalazında Meryem bize doğru yaklaşırken, İsa ayetini üflüyor olacak ve gecenin rüzgarlarına karışacaktık. Ve sen bütün kutsal kitaplarda aşka iman ediniz yazıyor diye haykıracak, evrene baş kaldıracaktın, yaratılışın düsturlarına ve kozmosun solgun ışıklarına... Ve işte o an Cebrail'in defterlerini karıştırdığını görecek ve bir damla göz yaşı dökecektin ölümlülerin ruhuna. Ve belleğinin karanlık odasında, inleyip yazıklanmaktan başka, hiç bir şey görüp, bilemeyecektin Veronika...
Yalnız sana inanmam ve yalnız sana güvenmemin görkünç çılgınlığında, baştan çıkaran kerimelerin ve bağlanışların coşkusunda ve akan ırmakların dalgalanışında, yalnız sana iman ediyordum ki ben, gökyüzünde ve yeryüzünde ve Kharon'un sandalında ve gözyaşlarımda...
İşte o an tanrı gümbürtülerle evreni karanlığa boğmakta, Adem denizlere doğru savrulmakta, Havva'nın çığlıkları yeryüzünde yankılanmaktaydı ve gecede Apulia'dan doğru gelmekteydim sana ve Delphoi'yu gerilerde bırakırken, kehanetin gururu, kederlerin umudu ve acıların göz alabildiğine uzandığı, ifritin kabuslarında, safsataların o sayısız gökadaları, bir bir solarken, orada, senin küçük yurtluğunda, kimsecikler yoktu ıssızlıkta ve ben senin Pandoranı özlemenin, arzunun karanlık nesnesi ve dayanılmaz kışkırtısında, Davut'un kırbacı yuvağında, sonsuz bir ışıldak gibi parlıyorken, çiçekler özlemle açıyor ve son iç çekişin süslediği fısıltılarda, son bir ütopya yükseliyordu aramızda ve artık ölümü de başarıyor ve sen gülümseyerek yeni çöllerde, yeni kervanlar, yeni dünyalar ve yeni yıldızlar altında, eşyanın kıpırtısını arıyor ve bir uyanışın soylu ışıltısında, yeni düşler ve yeni umutlarla, körpe ışıltıları izliyor ve orada, bambaşka bir acuna gözlerimizi açıyorduk bir kez daha...
Ve sonsuz bir sevinç ve umudun dalgalanışında, kararan ufuklarda, bilinmeyen bir yüz, görünmeyen bir dünya, sonsuz ve anlamsız bir yalnızlığa doğru sürüklenirken, onu gene görüyor ve buruk kederlerimizin, korkunç sevinçlerimizin ortasında birbirimize sarılarak, tan atımlarına varıyor ve yıldızlı karanlıkların içinde, mutlanla dolu ve yaratan ve yaratmış olanın gizençli coşkularında, eriyip giderken, bir daha geri dönmemek üzere soluyor ve sevmiş ve sevilmiş olmanın çıldırtan duyumsayışında, aşkın bilinmedik ve görülmedik yeni yurtlarına doğru, bir ışık kaması gibi yitiyor ve yok olup gidiyorduk artık...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder